“İnternet projem var!” demeye utanmak…
Yüz kızartıcı bir utanma değil tabiiki. Aslında doğru kelime “çekinmek”. Evet, çekiniyorum.
“Projemi bilir kişilere açmam lazım.”
Doğan gazetecilikte yazılımcısı, tasarımcısı, analisti ve biz projecilerle beraber internet tarafımızın mutfağında yaklaşık 30 kişiyiz. (Satış ekipleri hariç.) Herbiri yan masamda arkamda önümde, “müdür baksana bi” desem konuşmaya başlayabileceğim samimiyette ve alanlarında uzman adamlar. Onlara projemi açmayı ve fikirlerini almayı denedim. Ben de proje bir, onlarda bin. “Abi o değilde aslında böyle bir şey yapsan varya, müthiş para var o işte…”
İnternet işinde tecrübesi olmayan arkadaşlarımla paylaşayım diyorum. Geçiştiriyorlar gibi geliyor. “Hı hı; tabi tabi, bence güzel proje, anlıyorum. Avrupa Yakası yeni sezona başladı mı?”.
Bizim bir üst jenerasyondan, sektörde tanınan insanlara sorayım diyorum. Arda Kutsal, Burak Büyükdemir, Serdar Kuzuloğlu…
Serdar Kuzuloğlu ile Doğan grup toplantılarından birinde tanışmıştık. “Merhaba!” diyip atlasam önüne, hatırlamaz…
Burak Büyükdemir ile bir dönem Kampüs Reklam grup şirketlerinde farklı şirketler için top koşturmuştuk, dünyanın en güzel gülen adamı
Kocaeli’nden hemşeri ve ikimizinde Kocaeli Anadolu Lisesi mezunu olduğumuzu yeni keşfettim. Bağcılar’dan Gayrettepe’ye gidene kadar ofisinden çıkmış oluyor. E-tohuma’ysa 17:30′da yetişmek imkansız. Haftasonu desem… yok artık.
Arda Kutsal ile Milliyet’in “Bu haber neden bahsediyor?” üzerine yazdığı yazı üzerine mail ile görüşmüştük. Webrazzi meetup ve Caddebostan’da bir pazar kahvaltısı sırasında yüzünü görmüş olmaktan başka bir samimiyetimiz yok. (Merhaba desem mi, yok ya adamı pazar keyfinde rahatsız etmeyelim, hani desem webrazzi meetup, 400 kişi vardı be abi nerden hatırlayacak, proje desem, yok deve!)
Özetle herbiriyle samimiyetimin boyutu ne olursa olsun, üçüde aslında sektöre gönül verdikleri için, randevu alıp görüşmek istesem, “Benim bir projem var.” deyip anlatmak istesem, “Yok ben dinlemem” demez. Hiç bir internet girişimcisinin hevesini kırmak istemez.
Ama içlerinden şunu geçirmezler mi?
I. İnternet projesi mi? Enterasan… (!)
II. Uzun zamandır internet üzerine projesi olan birini dinlememiştim. Çok merak ettim (!)
III. İşte bir zihni sinir daha… Paran var mı, yok. Tasarımın var mı, yok. Yazılımın var mı, yok. Neyin var? Fikrim var, projem var. Aferin.
IV. Git bi çay koy.
Herkesin bir internet projesi var. Ama herkesin.
Projesi olmayanın proje fikri kesin var. Yüzde bir milyon.
Kimisine sorsanız daha fikri oturtmamış ama sanki siteyi yarın açacak, herşeyi hazır. Kimisi ölümsüzlüğün formülünü bulmuş gibi saklıyor fikrini ama yapacak mecali de yok, mezara götürecek.
Peki soru şu: Bu kalabalığın arasından nasıl sıyrılıp tüm sektörün takip ettiği ve tüm sektörü takip eden bu adamlara “Ya benim gerçekten iyi bir projem var. Hayalperest değilim. Proje fikri ve nasıl hayata geçirebileceğim üzerine görüşlerinize ihtiyacım var.” diyebilirim? Beni can kulağıyla dinlemelerini, üzerine kafa yormalarını ve fikirlerini söylemelerini nasıl sağlayabilirim?
Öyle diyorum, öyle değil. Böyle mi diye soruyorum, alakası yok.
Kafam karışıyor, konsantre olamıyorum.
Salaklaştım yine bu aralar.
Nereye göndereceklerini, ne kadar kalacağımı bilsem yine iyi.
Bilmiyorum.
Kör kuyuya koca bir taş.
Bu askerlik ne garip bir iş…
