8. Türkiye’den gelirken dolar almadım yanıma. Hem Cemil abi harcırah verdiği için, hem de zaten kredi kartım olduğu için. Fakat bazı yerlerde ille de nakit diye tutturuyorlar. Yol üzerinde bir döviz bürosu görünce girdim. “Lira alıyor munuz?” “Evet.”… İngiliz genç bir bayan. “Türkiye’den mi geldiniz?” “Evet, yeni geldim” “Ne için geldiniz?” “Fuar ziyareti, iş için.” “Kaç gün kalacaksınız?”…. döviz değişimi için bu kadar soru bana da saçma geldi ama sohbet etmeye ve şirin gözükmeye çalışıyor diye düşündüm. Satışçı olarak işini yapıyordu. “5 gün kalacağım, 100 dolar için kaç lira vermem gerekiyor?” “100 dolar 5 günlük ziyaret için az değil mi?”… güleç bayanımız konunun özüne sonunda geldi. “Hayır, yeterli, teşekkürler.” “Burası New York beyefendi. 100 dolar neyinize yetecek” “Var arkadaşım yanımda dolar. Bunu ek olarak alıyorum.” “1.81 TL = 1 dolar.”… kazığı yiyeceğiz artık….”Tamam al 200 lira, ver 100 dolar.” “Üzgünüm beyefendi ama 100 dolar 220 lira ediyor.”… tamam, matematiğim çok iyi değildir ama o kadar da değil. “Ver canım sen şu 200 lirayı geri” “Size 200 lira olur.” “Paramı geri verir misin?”… daha yeni geldim ve NYPD tur listemde yok. Bu nedenle kadını yukarıya havale ediyorum.
9. Hudson nehrine geldim. Çok sıra var. Sırada beklerken dünyanın en tatlı satışçısı geldi. Şişman siyahi bir bayan. Mug satıyor. İçerde kahve 4 dolarmış, mug alırsan sınırsız bedava alabiliyormuşsun. Muglar da 7 dolarmış. Sürekli gülüyordu. 3 saatlik yolcuğun çok çok çok uzun bir zaman olduğunu söyleyip durdu. Bir dakika, benim turum 3 saat değil ki 2 saat. Heralde içeride ayrılıyor…
10. Kapıya geldiğimde güvenlik görevlisi arama yaptı. Bir can simidinin önünde fotoğrafımı çektiler. Turistleri nasıl sağacaklarını iyi biliyorlar. Girmeden önce yine de sorayım dedim. “2 saatlik turun girişi de buradan değil mi?” “2 saatlik tur saat 4′te kalkıyor. Bu 3 saatlik.”… 2 saatlik tur adanın belirli bir kısmını gidip geri geliyor. 3 saat tam tur atıyor. Kütüphaneciye benzeyen bayanla tahmin ettiğim kadar iyi anlaşamamışız. 3 saatlik tura yükselttim biletimi. +4$
11. Güzel bir tur. Frank Sinatra’ya benzeyen müthiş bir diksiyonla yaşlı bir bey tur rehberliğini yapıyor. Her şeyi para ile açıklıyor. Şu bina bilmem kaç yılında şu kadar dolar harcanarak yapıldı. Arabanız çekilirse şuraya getirilir. New York şehri park cezalarından yılda 6 milyon $ kazanır. Şuranın üst katı restorandır. New York’taki restoranların yıllık cirosu bilmemkaç milyar dolardır.
12. Dubai’de pakistanlı bir taksi şöförü Dubai’yi özetlemişti. “Building, building… everywhere is building”. New York’ta da değişen bir şey yok. Süper yüksek binalar. Eee?
13. İşte bu. En azından başka yerde göremeyeceğimiz bir şey. Özgürlük anıtı. Güzelmiş.
12. Turun yarısında sıkıldım. 2 saatlik turu seçmekle doğru yapmışız ama kader.
13. Tur bittikten sonra yürüyerek tekrar Times meydanına çıktım. Bu ne kalabalık. 3 saatte dolmuş ortalık. Tam merkezde iki tane küçük bina var. Biri tiyatroyu destekleme ve geliştirme fonunun. New York’taki tiyatro oyunlarına biletler satıyorlar. Oyun saati yaklaşıyorsa ve salon hala dolmamışsa bilet fiyatları düşmeye başlıyor anladığım kadarıyla. Bir tabelada hangi oyunun kaçta başlayacağı ve yüzde kaçlık indirim olduğu yazıyor. Güzel uygulama. Diğer bina Amerikan ordusu kariyer merkezi. Dışarıya dönük bir plazmadan eğitim görünleri, f16′lar, uçak gemileri gösteriliyor. “We want you!”
14. Central parka doğru yürümeye başladım. Dilenciler ellerinde kahve bardağı içinde bozukluk ile para istiyorlar. Bizimki gibi özürlü ya da kucağında bebekle değil. Bildiğin dalyan gibi adam, ayakta duruyor. Yanına doğru bir adım atıp para istiyor. Biz de olsa “eşek kadar adamsın. dileniceğine git çalış. utan mıyor musun?” azarını duymaktan bıkıp dilenmekten vaz geçerdi.
15. Elinde pankartla sürekli bağıran bir adam gördüm. “Jesus loves you!”. Senden de gördüm ya bitane gözüm açık gitmez.
16. Özrü olmayan dilencileri anlamaya çalışırken elinde pankartla para dilenen birini daha gördüm. “Gulf war veteran. Need help!” yazıyor. Koltuk değneğiyle ayakta duruyor. 2 adım önce şaşalı ordu görüntüleri vardı, gel kayıt ol diyordu. Savaşıp gazi olduktan sonra durum bu mu?
17. Central park girişinde Nivea’nın outdoor çalışması. Herkes bütçesi ölçüsünde…
18. Central park karlar altında. 10-15 santim kar var. Kısa bir tur. Soğuğa rağmen koşan insanlar var. Köpek gezdirenler ve benim gibi boş boş gezenler… Çekirdek olsaydı…
19. Ya turda birşey dikkatimi çekti. 6 farklı kadın, botun farklı yerlerinde, öyle durup dururken çantalarından fırça çıkarıp hatır hatır saçlarını taradı. Bizim kadınlarımız süslenirken çok fazla erkeği görsün istemez ya, süper bir adetmiş.
20. Otele dönüyorum. Tüm yolcuğum boyunca farkettiğim bir şeyin cılkı çıktı şu anda. Tura katılmadan önce yayaların trafik ışıklarına uymadığını farkettim. Ben kırmızıda bekliyorum yanımdan Amerika’lılar geçiyorlar. Hayır ben de İstanbul çocuğuyum, yaya olarak kırmızıda geçilecekse ceylan gibi geçerim de, batıya hürmeten… Sonra turdaki rehberimiz uyardı. “New York’da araba kullanıyorsanız yayalara dikkat edin. Onlar için trafik ışığı kural değil öneridir.” Yani kırmızı “geçme” değil, “geçmesen daha iyi olur” demekmiş
Şaka mı yapıyordu bilmiyorum, ama gördüklerim gerçek olabileceğini söylüyor.
21. Empire State’in tepesine çıkmak istemiyorum. Yeteri kadar bina gördüm. Gölgesinde dilenen gazileri görünce, yüksek binalar benim için anlamsızlaştı. Burada yaşamayı istememi sağlayacak bir şey görmedim daha.